Deri'in diğer öykülerine dön

Bekleme Listesi

Deri20 Ağustos 2024
Bekleme Listesi

Bekleme Listesi

Sizin de “bu neden benim başıma geldi?” dediğiniz anlar oldu değil mi? Sanki siz bu dünyanın bir parçası değilsiniz, sanki bu dünya sizin bir parçanız değil gibi. Sanki siz korunaklı bir kalede yaşıyorsunuz da, içeri şeytanlar giremez gibi. Benim oldu. Hem de canımı yaka yaka oldu.

Ruhum, Tanrı tarafından üflendiğinde olanları kavrayabilecek durumda değildim. Bu bir lanet mi yoksa armağan mı bilemiyordum. Neden ve niçin bu dünyada olduğumu da anlamıyordum. Zamanla her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Keşke görmeseydim dediğim şeyleri gördüm, keşke duymasaydım dediğim şeyleri duydum. Üstelik korunaklı kalemden çıkıp, cehenneme düşmüş gibi yalnızdım.

Otobüsün gelişini her sabah erken saatlerde birçok insanla beraber bekliyordum. Size hiçbir zaman otobüse binmediğimi söylersem buna şaşırmayın çünkü gerçekten binmedim. Ben hep insanlarla beraber otobüslerin gelişini bekledim. Onlar bindi gitti, ben gitmedim. Gidemedim.

İlk kez acı çektiğim günü dün gibi hatırlarım. Sanki dünyanın tüm yükünü sırtıma bırakmışlardı o an. Yetmiş yaşlarında yaşlı bir kadın, elinde bir poşetle otobüsün gelmesini bekliyordu. Yağmuru ensemde hissediyordum, soğuk her yanımı kaplamıştı. Yaşlı kadının yanına gençten bir kız yanaştı. Yüzünü buruşturup, uzaklaştığı anı ölsem unutmam -gerçi ne zaman öleceğim bilmiyorum.- Otobüs geldiğinde kartında para çıkışmadı yaşlı kadının, indirdiler. Ceplerine baktı, gördüm. Sadece bir lira parası çıktı. Geldiği yönün tersine yürümeye başladı. Hava soğuktu o gün. Ben daha çok üşüdüm.

İkinci vurgunumu ise bir deliden yedim. Evet, deli. Sizler ona öyle diyorsunuz. Ben ise onu dinledim. Anlattıklarını duydum. Sizin tersinize ben onunla üzüldüm. Başını dizlerime koydu sakince. Dizlerini karnına çekip büzüştü. Araba sürüyormuş, karısı ve beş aylık bebekleri yanındaymış. Ağlaya ağlaya anlattı. “İçki içmiştim” dedi. Sarhoş değilmiş, yemin etti. Dikkati dağılmış bir an, araba şarampole yuvarlanmış. Çığlık attı. Otobüs bekleyenler kaçıştı. Bir tek ben duydum dediklerini. Sessizce “öldüler” dedi. İnsanlar korktu. Ben daha çok ağladım.

Sonra defalarca acı çektim otobüslerin gelişini beklerken. Hiçbirine binemedim. Kaçmak, gitmek istedim. Ne gidebildim ne de kalabildim.

Bir adam geldi bir gün. Paltosundaki yırtıklar acemice dikilmiş, ayakkabısının burnu patlamıştı. Hafif bir tebessüm vardı yüzünde. Mahcup mahcup etrafına baktı. Saati sordu birine. Yoksullara neden böyle baktıklarını bir türlü anlayamadım. Onlarca pahalı araba geçti o gün önümüzden. Adam kaldırıma oturdu, yavaş yavaş yana doğru eğildi, düştü. Sonunda da bayıldı. Bir iki kişi hariç kimse oralı bile olmadı. Ambulans geldi çok sonra, “açlıktan bayılmış olabilir” dedi içlerinden biri. Adamı aldılar, siren çala çala gittiler. Herkes arkalarından baktı. Çok ses vardı. Ben daha çok sağır oldum.

“Tanrım! Dayanamıyorum. Anlatamıyorum. Çok fazla acı var bu dünyada. Neden? Neden ben?” dedim hep içimden. “Acının sesini duyuyorum Tanrım, acıyı görüyorum. İnsanları… Neler yaşadıklarını, korkularını ve pişmanlıklarını dinliyorum Tanrım, bırakamıyorum. Başka bir yere gidemiyorum. Hep aynı yerde uyanıyorum. Hep aynı yerde uyuyorum.” Ama olmuyor, ölemiyorum.

Kulaklarım patladı fren sesinden. Gözlerim karardı çaresizlikten. Ayaklarını sürüye sürüye geldi, tam önümde durdu. Kırk yaşında var yok. Belli ki yorgundu, dalgındı. Bana anlatsa dinlerdim onu. Teselli edemezdim ama dinlerdim. Gel otur, dinlen biraz diyemedim. Belli ki bilerek attı adımını otobüsün önüne. Geç gördü şoför. Geç bastı frene. Ben bir şey yapamadım. Yerimden ayrılabilsem ben giderdim ama kimse gitmedi yardımına. Orada biraz can çekişti. Kameraya kaydetti bir iki kişi. Sessizce öldü. En çok da ben öldüm.

Evet, Tanrı bana ruhumu vermiş ama bir otobüs durağının anlatacağı hikâyelere dünyanın hazır olmadığını düşünmüştü. Oysa belki de en çok ihtiyacım olan şey anlatabilmekti. Duyarak dillerini öğrendim insanları sonunda anlayabilecek olgunluğa eriştiğimde, zamanı geriye alıp, öğrenmemiş olmayı ne kadar çok istemiştim inanamazsınız.

Ne kadar uzun zamandır buradayım bir bilseniz. Gidenler, gelenler, mevsimler.

Sabaha karşı sessizce bir kedi geldi, içeri girdi, bankıma uzandı. Çok huzurluydu. Hava hafif hafif aydınlanıyordu. Yoldan geçen ne bir araba vardı ne de otobüs. İnsanlar derin uykudaydı. Kedi uyudu, ben onu seyrettim. Bir ara çöpçüler geçti. Her şey sakindi. En çok da ben huzurluydum.

deri

Yorumlar

(0)

Yorum Yapın