Deri'in diğer öykülerine dön

Bina

Deri10 Eylül 2024
Bina

Bina

Başkasına ait bir günlüğü okumak bence de etik değil, kabul ediyorum. Ama inanın bana, size birazdan anlatacağım günlüğü okuyan siz olsaydınız, etik olup olmamasından daha büyük bir sorununuz olurdu. Şimdi biraz başa dönelim, günlüğü bulduğum güne...

Emlakçı bu evi tutmam konusunda ısrar etmese bile, sahip olduğum maddi koşullarda daha iyi bir ev bulabilmem imkânsızdı. Yeni bir hayata başlıyordum ve iş bulana kadar bankadaki paramla idare edecektim. Üstelik eşyalı ve bu kadar ucuz bir evi kaçırmak ahmaklık olurdu. Bir de ev sahibim kirayı elden almak istiyordu –belli ki vergiden kaçmak için- emlakçı öyle dedi ve yurt dışında yaşadığı için iki ay sonra gelecekmiş. Bana uyar dedim, ne de olsa bu şartlarda bir ev bulmak, bir insanın başına gelebilecek en iyi şeydi.

Eve, girer girmez ısınmıştım. İki oda bir salon bu ev, rahat ve samimi döşenmişti, ihtiyaç duyabileceğim her şey vardı, ilave bir şey almama gerek kalmayacaktı. Dolapları inceledim, çekmeceleri karıştırdım. Hepsi boştu, bir tanesi hariç. Günlüğü tam da orada buldum ve evet, okumamam gerekirdi. Yine de kabul edin, siz de sahipsiz bir günlük ve dürbün bulmuş olsaydınız, o günlüğü mutlaka okurdunuz.

Ben de aynen öyle yaptım. Sayfalara önce göz ucuyla şöyle kabaca bir baktım. Günlük, anlamlı anlamsız birçok yazı, karalamalarla başlıyordu. Sonrası mı?

15.07.2019

Annem aradı. Çok uzun zaman oldu onunla konuşmayalı, yine meşgule aldım. Saçları beyazladı mı acaba? Çok çekti kadın bizden, yazık. Tam oturmuş üzülüyordum ki kargom geldi. Bushman P50X50 Profesyonel. 50X büyütme, merkezi netleme sistemi, 50mm mercek çapı. Bunun çok daha kaliteli olanları var ama onlar çok pahalı, bu benim işimi görür. Hemen denedim. Sokağa baktım bir süre, caddeye, insanlara, gökyüzüne. Gökyüzüne bakmak için uygun değilmiş onu anladım ama ağaçlardaki kuşlara bakabildim, burada kuşlar pencerelere pek gelmez de.

16.07.2019

Bugün yolun aşağısında, muhtarlığın yanındaki binaya baktım. Aslında oraya bakmaya pek niyetim yoktu ama minicik eteği ile binadan çıkan kadına takıldım kaldım. Ticari bir taksi geldi aldı onu. Minicik eteği ile binip gittiler. O gidince ben de binayı inceledim biraz. Altı daire var, hepsinin de perdeleri sonuna kadar açık çünkü havalar sıcak ve burada kimsenin klima alacak kadar parası olamaz. Sadece bir tane çocuk gördüm koca binada. Sonra orta yaşlı iki kadın çıktı dairelerin pencerelerine, ikinci kat, üç ve dört numaralı daireler. Kalanlarda hiç hareket yoktu, sıkıldım. Muhtarlığa baktım biraz, birileri girdi çıktı. Hangi ruhsuz duvarların arasında yaşadıklarını belgelemek için ikametgâh almışlardır. Ne kadar boş.

17.07.2019

Bütün gün yattım, ağladım, sadece bir kere işemek için kalktım. Aynada göz altlarımı görünce korktum. Sonra yatıp, biraz daha ağladım. Sonra da o namussuz herifi gördüm; karşı binada oturan, gördüğüm tek çocuğun babası olacak namussuz. Çocuğunun annesini, karısını dövdü. Ben gördüm, çocuğu da, kadını da, yumrukları da. Eve sabaha karşı geldi. Çocuk, kadının koynunda uyuyordu. Tekmeleyerek uyandırdı kadını. Kadın kısık sesle “yapma” dedi, “Ne olur yapma çocuk uyuyor, Allah belanı versin vurma!” Adam acımadan vurdu, kadın çok ağladı, ben çok küçüktüm, kurtaramadım.

20.07.2019

İki gündür başım çok ağrıyor. Giyecek temiz eşofmanım da kalmadı. Yıkamam lazım ama zor geliyor. Karşı binayı izlemek haricinde hiçbir şey yapmıyorum. O bina neredeyse bütün hayatım oldu. Ne kadar garip, oturduğum apartmanda bir kişiyle bile yüz yüze gelmedim. Bir tanesini bile tanımam. Bir tanesi bile beni tanımaz. Ama karşı bina öyle mi? Hepsini tanıyorum. Özellikle karısını döven, üç numaradaki adam tam bir pislik. Üstelik karısını aldatıyor hem de karşı komşusuyla. Bugün onlara gitti, kadın evde yalnızdı, gözlerimle gördüm, onları seyrettim. Dört numara; karı koca yaşıyorlar, çocukları yok. Adamcağız belli ki bütün gün işte yoruluyor, her zaman ayaklarını sürüyerek yürüyor. Naif bir adam, olan biteni bir öğrense oracıkta ölür.

21.07.2019

Bugün doktorum aradı, doğal olarak açmadım. Üç ay önce rutin kontrole geldiğinde de kapıyı açmadım, bir ay sonra tekrar geldiğinde de açmadığım için bir daha gelmedi. Şimdi merak etti sanırım. Haksız da sayılmaz, üç aydır ilaçlarımı içmiyorum. O da ayrı salak, açamayacağımı biliyor, yine de arıyor. Kapıcı ise doktorun tam tersi, olayımı tamamen çözdü. Kapıya yazdığım nota her zaman sadık kalıyor. “Zili çalma, liste ve para poşette. Getir ve kapıya bırak.” Her pazar yaptığı gibi bugün de alış veriş poşetimi kapıya asıp gitti. Onun ayak sesleri kaybolunca ben de poşetimi aldım. Bir şeyler yedim, midem bulandı. Binaya baktım ama akşama kadar sadece bir numarada hareket vardı. Orada yaşlı bir teyze oturuyormuş, çok gariban, her halinden belli. Yalnız bir kadın. Ona bakınca içim acı. Elimi uzatsam, çekip kendi evime alsam, baksam ona, saçlarını sevsem ne güzel olur diye düşündüm. Belki o da beni dizine yatırır, masal anlatırdı. Kapattım perdeyi, koltuğa uzandım. Ağladım biraz.

Beş numaradaki adam akşama doğru uyandı, perdeleri açtı. Onun evi sürekli kalabalık, gelen giden hiç bitmiyor. Çok içiyorlar, alkol ve en çok da uyuşturucu. Dün gece yine bir dünya insan geldi evine, sabaha kadar eğlendiler. Onu iyi tanıyor gibiyim, kibirli dünyasının sadece kendisi için döndüğüne inanıyor ve sonu kötüye gidiyor.

22.07.2019

Minicik etekli kadın bir fahişeymiş. Gece çıkıyor evden, onu çoğunlukla lüks arabalar alıyor. Sabahları ise ticari ile geliyor. Adamlar için onu alırken her şey güzel, işleri bitince kadın kendi başına kalıyor. Ruhundan irin akan dairesine girip, kendi ruhunu temizliyor. Sevenlerini hayal kırıklığına uğratıyor ve yapayalnız ölecek, o da biliyor.

Yüzde altmış JP-4 uçak yakıtı, yüzde kırk benzen, jel kıvamına gelinceye kadar polistiren… Süper napalm, hem de bir kamyon dolusu. Kamyonu ben kullanıyorum. Gaz pedalından ayağımı çekmeden giriş kapısından giriyorum. En sevdiğim şarkı çalıyor arka fonda. Ne muazzam bir gösteri olurdu. Kara bir delik içine çekmiş ve sonra simsiyah kusmuş gibi, yozlaşmış ve hayatı tam olarak kavrayamamış bir bina bu. Tam benim karşımda duruyor. Gözlerimi dikiyorum hepsinin üstüne, yargılıyorum onları. Kir her yere bulaşmış, lanetli ve içinde temiz kalan hiçbir şey yok. Belki çocuk. Belki yaşlı kadın. Belki altı numara.

23.07.2019

Canım yazmak istemiyor. Sadece altı numarayı seyrettim bugün. Ne kadar da dingindi. Ne güzeldi ona bakmak. Saatlerce pencereden baktı, sigara içti.

24.07.2019

Üç numaradaki kadın, çocuğunu alıp, adamı terk etmediği için onu öldürmek istiyorum. Kadın ve çocuğu yine çok fena dövdü. Burnu kırıldı çocuğun, kadın kan içinde kaldı. Odaya kilitledi onları. Dört numaradaki adam evde değildi, oraya gitti. Çocuğun canı çok yandı.

Altı numara bu felaketlerin kokusu alıyor sanki. Başını cama yaslayıp sokağı izledi.

Fahişe, başı önde binadan çıktı. Saat gece yarısı olmak üzereydi, perde arasından herkes ona baktı. Kendi çamurlarını görmeyip, fahişeyi ayıpladı.

Burada bir ara verelim. Günlük okumak belki ama ev gözetlemek pek bana göre değildi. Bu yüzden de anlatılan bu olayları merakla okumaya devam edip, binaya hiç bakmadım. Bazı günler hiç yazmamış, bazı günler sadece resim çizmişti. Garip bir adamdan kalan satırlardı bunlar. Uyumak istemiyordum, her satırını, yaptığı her resmi inceledim. Çocuğu çizmişti ve altı numarada oturan adamı. Cılız bir çocuk, yakışıklı bir adam. Bir de yumruk resimleri, çirkin, karanlık, çaresiz yüzler. Kendine ait özel bir anı yoktu. Sadece bina vardı. Deli oluyordum onlara bakmak için, elim dürbüne gidiyordu, sonra geri çekiyordum. Okumaya devam ettim.

01.08.2019

Çok gergindim bugün. Üç numara perdelerini kapattı. Dört numaradaki adam akşamüstü işten gelince rakı içti. Altı numaradaki adam ise bütün gün evin içinde dolaşıp durdu. Kendi kendine konuşuyor, bazen öfkelenip, bazen de sakinleşiyordu. Erkenden yattı. O yatınca ben de yatmaya karar verdim.

02.08.2019

Üç numara perdeleri hala açmadı ama ben biliyorum, evi terk etti o şerefsiz. Karşıdaki kadınla gitti. Çocuk, bütün gün binanın önündeki kaldırımda oturdu, ağladı. Ana oğul toparlanıp giderler mi acaba? Nereye gidecekler ki? Kimi kimseleri yok onların. Ekmekleri yok, paraları yok. Çocuk erkenden büyür şimdi.

03.08.2019

Öğlene doğru nakliye kamyonu yanaştı binanın önüne. Küskün, kırgın birkaç parça eşya yüklediler. Kimin taşındığını anlamak zor olmadı, dört numara gitti. Kimseye veda etmedi, kimse ona güle güle demedi. Sadece ben baktım ardından.

04.08.2019

Dün gece beş numara yine sabaha kadar eğlendi, zibidi. Bir numaradaki teyze pencereye çıktı, iki tane saksı çiçeği var, onları suladı, sevdi, konuştu. Keşke yanında olmayı becerebilseydim. Burnum sızladı, saçları beyazlamış.

12.08.2019

Ağrı yüzünden günlerdir yataktan çıkamadım. Sadece arada bir binaya baktım, altı numaraya. Ben ne zaman baksam, o her zamanki gibi penceredeydi, sokağa bakıyor, sigarasını içiyordu. Bugün polisler geldi binanın önüne. Herkese sorular sordular. Geçen gece cinayet işlenmiş, evine gittiği adam, fahişeyi öldürmüş. Kimse üzülmedi, kimse incinmedi. Ben kahroldum.

13.08.2019

Bina gittikçe daha da karanlığa gömülüyor, çatırdıyor. Altı numara bu gece telaşlı, evinde hazırlık yapıyor. Pencerenin yanına bir masa sürükledi, gülümsüyordu. Onu ilk kez gülümserken gördüm. Sandalye koydu bir tane, kâğıt kalem getirdi hızlıca. Bir süre masaya dirseklerini dayayıp boş gözlerle kâğıt kaleme baktı. Sonra bir şarkı mırıldandı. Ben olsam, yani şarkı söyleyecek olsam Müzeyyen Senar söylerdim, “Kimseye etmem şikâyet” Annem plaktan dinlerdi ben küçükken, her şey olmadan önce, hiçbir şeyken. Ben onu söyledim, adam beni dinledi. Bir şeyler yazdı. Gülümsedi. Avucunun içini ilaçla doldurdu. Ben ona hoşça kal dedim, beni duymadı. O bana hoşça kal dedi ben duymadım. Saat sabaha karşı beşe geliyordu, sokak köpekleri havladı, ikimiz de duyduk. Yazdıklarını üst üste koydu, kimsenin okumayacağını bildiği halde kâğıtları okşadı. Sokağa baktı, göz göze geldik. O gitti, herkes gitti. Artık yazacak bir şey kalmadı.

Sayfaları hızlıca çevirdim, sonrası boştu. Böyle bitemezdi, her şeyi bilmem gerekiyordu. Dürbünü elime aldım, gün yeni doğuyordu, pencereye yaklaştım, perdeyi açtım. Derin bir nefes aldım, dürbünü gözlerime dayadım ve binaya doğru baktım. Hiçbir şey görünmüyordu. Bunu nasıl fark etmezdim? Dürbünün mercekleri yoktu. Kırık falan değildi, dikkatlice yerinden çıkarılmıştı. Çıldıracak gibi oldum. Ayakkabılarımı ne zaman giyip, evden çıktığımı hatırlamıyorum. Koşarak binaya gittim. Şimdi tam karşımda duruyordu, pencerelerine bakamadım bile, tek istediğim hemen içeri girmek ve onlarla konuşmaktı. Sonra, tam kapıda, arkamdan gelen sesle irkildim.

Nereye birader?

Hı?

Nereye gidiyorsun?

Şey, binaya gireceğim, işim var.

Kör müsün okuma yazman mı yok?

Anlamadım.

Ya sabır. Kardeşim! Kör müsün görmüyor musun yazıyı?

Görmemiştim. Kapıda kocaman bir uyarı vardı.

“6306 Sayılı Kanun’un 2.maddesine göre riskli yapı. Girmek yasaktır.”

Başımdan aşağı kaynar su dökülmüştü, tüm bedenim titriyordu. Sadece son bir gayretle, kelimeler dudaklarımdan zorla çıktı.

Ne zamandır?

Yapıldığından beri, hiç kullanılamadı ki. Müteahhit belediyeyle mahkemelik mi ne olmuş. Birileri araya torpil falan sokmuş galiba, daha yıkmazlar burayı. Çoluk çocuk oynuyor buralarda, başlarına iş gelecek ko...

Adam anlatmaya devam ediyordu ama ben onu artık duymuyordum. Başım dönmeye başlamıştı. Tutunmak için elimi boşluğa savurdum, tutunacak yer bulamadım, kolumu birisi tuttu da düşmekten kurtuldum. Tutan kişiyi hemen tanıdım; benim sevgili emlakçım. Onu görünce nasıl irkildiysem, sakince konuştu.

Otur bir yere, konuşalım.

“Hayır!” diye haykırdım.

Neler oluyor, anlat bana, kimsin sen?

Derin derin nefes aldı, nefesini tuttu, ben de tuttum.

Dissosiyatif füg.

Diso ne?

Bir çeşit hafıza kaybı yaşıyorsun. Geçirdiğin travma yüzünden.

Hangi travma?

Her şey. En son da...

Hangi son? Konuş be!

Seni evde ölmek üzereyken buldum... İlaçlarını alman gerekirdi. Anılarının yerine başka anılar koydu zihnin... Bak, evine dönmenin yardımcı olacağını düşünmüştüm. Tam olarak beklediğim bu değildi özür dilerim.

Özür mü?

Lütfen, şimdi sakin olmaya çalış. Haydi, hastaneye gitmemiz gerekiyor.

Hastaneye? Hafıza kaybı? Anılarım? Ben kimim? Ya sen?

Doktorummuş. Ben unutuyormuşum. Kendi evimi unutmuşum, kendi hayatımı, anılarımı, unuttuğumun farkında olmadan, onların yerine başka şeyler koyarak unutuyormuşum. Emlakçı gibi davranıp, bana kendi evimi kiralamış. Deneysel tedavi uygulamış şerefsiz. Kendime ait anılara yabancılaşıp, hatırlayacakmışım. Hatırladım. Beş daireli, boş bir binaya bakıp bana resimler çizdiren anılarımı, babamın yaptıklarını, orospu kız arkadaşımı, kırık burnumu, hepsini hatırladım. Sadece bir tek şeyi hatırlayamamıştım, ta ki, daire numaramın altı olduğunu fark edinceye kadar.

deri

Yorumlar

(0)

Yorum Yapın