Deri'in diğer öykülerine dön

Kargalar ve Martilar

Deri15 Kasım 2024
Kargalar ve Martilar

KARGALAR VE MARTILAR

Herkesin bir çocukluk travması var İbrahim. Oysa ben sadece çok sıkıldım.

Neden abi?

Çünkü dünya bir zamanlar güzel kokuyordu. Şimdi her yer bok kokuyor.

Bu yüzden mi çıktın buraya? Canına kıyınca her şey güzel mi kokacak?

Hayır, sadece ben artık duymayacağım.

Neden abi?

Neden değil. Bazı şeyler için nedenlere gerek olmaz İbrahim. İnsanlar her şey için bir neden arıyor. Oysa bazen sadece yaparsın. Benim gibi. Sıkıldım, çok sıkıldım.

Kötülüklerden mi sıkıldın? Kötülük mü yaptılar sana? Sen mi kötülük yaptın yoksa?

Kuşlar ürkmesin diye yolunu değiştiren adamım ben. Ama kötülük? Bilmem, belki de çok kötü birisiyimdir.

İnsan yaptığı kötülükleri bilmez mi abi? Bak mesela ben geçenlerde cüzdan dızladım bir tane. Sorsan çok kötü değil mi? Ama bana sorsan iki gün karnım doydu. Kötülükler iyi sebeplerle bile yapılsa kötülük kötülüktür.

Sigaran var mı İbrahim?

Yok valla abi, ağzıma sürmedim.

Para versem gidip alır mısın?

Yok, yemin olsun bırakmam seni burada.

Sen gelene kadar bir şey yapmayacağım, söz. Ama sen de söz ver, polis ya da başka birini buraya getirmek yok. Bu akşam sadece ikimiz olacağız.

Peki, alırsam atlamaktan vazgeçecek misin?

Bak sana bir hikâye anlatayım. Genç bir adam, bir gün intihar etmeye karar vermiş ama yapacak cesareti yokmuş. Havasız kalmaktan korktuğu için kendini asamamış. Yüksekten korktuğu için atlayamamış. İlaç içemiyormuş. Bileklerini kesmenin acısına dayanamayacağını düşünüyormuş. Bir yandan ölmek, çektiği acılardan biran önce kurtulmak istiyormuş ama tüm yollar için bir engeli olduğuna inanıyormuş. Yapamamış. Sonrasında evlenmiş, iki tane çocuğu olmuş. Çocukları üniversiteyi bitirmiş, onlar da evlenmiş. Bu adam, seksen yedi yaşına geldiğinde bir silah satın almış ve dayamış kafasına. Anlıyor musun beni? Bir kez ölmeyi kafana koyduysan İbrahim, o tetiği eninde sonunda çekersin.

Aman diyeyim abi, ölüm bu şakaya gelmez.

Ölümü çok ciddiye alıyorsun İbrahim.

Ciddi çünkü.

Yanlış… Yaşamak ciddi… Modern zamanların vebası yaşamak. Yoksa ölüm öyle ciddi bir mesele değil.

Yağmur yağıyor abi.

… Biz de ıslanırız o zaman…

Otuzlu yaşlardaydın. Bir insanın en güzel yaşlarımı bilmiyorum ama sen en güzel halindeydin. Giyimin, kokun, tıraşın kusursuzdu. Benim hiç gitmediğim sinemalardaki artistlere benziyordun. Zihnin hiç olmadığı kadar berraktı. Sadece çok yorgundun, kimse fark etmiyordu. Seni bulduğumda terk edilmiş bir binanın çatı katındaydın. Ayaklarını aşağıya sarkıtmış, öylece oturuyordun. O halinle bile kusursuz görünüyordun. İlk başta istemedin beni yanında, yalnız kalmak mı istiyordun bilmiyorum. Yoksa korkmuş muydun benden? Oysa daha sadece on beş yaşındaydım ve istenmemeye zaten çok alışıktım. Niyetinin ne olduğunu anladığımda yanında kalmak istedim. Neden bilmiyorum. Belki de sadece orada olmak istedim. Sanki en çok senin yaşamaya hakkın var gibi gelmişti o an. Senin yerine ben ölmeliydim belki de. Yaşamak için bir nedeni kalmamış, üstü başı kir pas içinde, sokakta yaşayan ben… Sanki unutulmuş, bir köşeye atılmış, korkulan ve de kokan bana yakışıyordu en çok ölüm. Gittiği zaman kimsenin umurunda olmayacak olan bendim. Gazeteler üçüncü sayfalarında bile yer vermeyecekti bir tinercinin intiharına. Senin parfüm kokun bile bastıramıyordu bendeki çürümüşlüğün kokusunu. Şimdi biraz geri gitsem, sana bir çocuğun nasıl bu hale gelebildiğini anlatabilsem, evde babadan, sokakta daha büyük çocuklardan, eşten dosttan herkesten yediğim dayaklarla başlardım. Okula gönderilmeden, sağda solda mendil satarak, araba camı silerek sonra cebindeki üç kuruş para elinden zorla alınarak, az kazandın diye yine dövülerek, hep dövülerek, sonra da sokağa atılarak nasıl hayatta kaldım anlatabilsem. Sen değil de ben mi öldürseydim yoksa kendimi?

Gece yarısını biraz geçiyordu. Senin çatısına çıktığın terk edilmiş binada kalıyordum. Sonbahardı. Kış gelecekti ardından ki böyle metruk binalarda kalanların korkulu rüyasıdır kış. Sizin kar romantizminiz bizim için kâbus olur. Anlatmadım tabii sana bunları, senin dertlerindi konumuz.

Anlat bana istersen abi. Bir şey yapamasam da belki anlatmak iyi gelir.

Kitap okur musun?

Okuma yazmam çok iyi deöğil, kâğıt toplarken çok kitap denk geliyor aslında, neden atarlar anlamam. Ama ben hiçbirine açıp bakmadım. Sadece bir kere bir yazı okudum, ezberimde tuttum onu.

Neymiş o yazı?

Kısacık. Diyordu ki yazıda “ Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.”

Sartre…

Ben bilmiyorum o kim. Ama güzel demiş. Mesela benim param yok, zenginler beni öldürüyor.

Aslında tam olarak öyle demek istemiyor o cümlede.

Nerden biliyorsun abi? Bence tam olarak öyle demek istemiş. Ekmek savaşı veriyoruz ve bu savaşı zenginler başlattı. Hep daha fazlasını istediler, karınlarını tıka basa doldurdular. Ceplerinde taşıyamadıkları kadar çok para var. Biz garibanlar ise bir parça ekmek uğruna ölüyoruz. Zenginler yüzünden. Onların doyumsuzluğu yüzünden.

Çok da haksız sayılmazmışsın. Böyle düşünmemiştim. Neyse İbrahim hadi, git artık.

“Git artık.” Ne de kolay söylemiştin. Oysa ben seni farklı sanmıştım. Kimse bana “kal” demedi, “gel” demedi. Hep “siktir git buradan” dediler. Küfür kıyamet havada uçuştu. Sen de yanında istemiyorsun beni. Ölüme bu kadar yakınken bile rahatsız ediyor varlığım seni. “Bazı şeylerin nedeni olmaz” diyorsun ama belki sorsan, neden sokaklardayım merak etsen, ikimizi de iyileştirir acılarımız. İkimiz de kentlerin hayaletiyiz. Senin yanından geçerken görmezler, benim yanımdan geçerken korkarlar. Diyemedim, sessizce boynumu büktüm sadece.

Bir karasineği öldürebilir misin İbrahim?

Evet, çünkü o bir haşeredir.

Hayır, çünkü buna gücün yeter… Peki, bir aslanı öldürebilir misin?

Nasıl öldüreyim abi?

Peki ya bir insanı?

Niye yapayım bunu? Hayır, öldüremem.

Yanılıyorsun, gerekli şartlar sağlanırsa öldürebilirsin.

Ya kendini İbrahim? Kendini öldürebilir misin?

Günah abi, çok büyük günah. Hem neden ölmek isteyeyim ki? Mesela sen. Neden ölmek istiyorsun? Ben senin sahip olduklarının hiçbirine sahip değilim ama yine de yaşamak güzel şey.

Öldürebilirsin. Ya çok cesursundur bunun için ya da çok korkak ve hangisi olduğunu asla bilemezsin.

Bence korkaklık. Sen de korkaksın.

Sadece kafamın içinde zincirlerinden kurtulmak isteyen bir canavar var İbrahim. Beynim patlayacak acı çekmekten.

Çok acı çekiyordun, bunu biliyordum ama anlayamıyordum. Sokakta aç açık kalmaktan daha büyük acılar var mıydı gerçekten? Cebinde bir sürü para, altında araban, sıcacık bir ev, arada bir et yemek, arkadaşlar… Bir insan daha ne ister ki hayattan?

Yağmur git gide hızlanmış ve bizi sırılsıklam bırakmıştı. Sen az sonra öleceğin için bunu umursamıyordun. Bense üşümüştüm. Üşüyordum, açtım ve titriyordum. Yine de seni yalnız bırakmak gibi bir niyetim yoktu. Gitmeyi seçmiştin, bunu aklına koymuştun. Nasıl döndürebilirdim seni bilmiyordum. On beş yaşında bir çocuktum ve o gecenin sonunu bilmiyordum.

Vakit tamam mı dersin İbrahim?

Yok, abi şimdi değil, daha değil. Daha yapacak çok güzel şeyler var. Lütfen, gel aşağı inelim. Kaldığım yeri göstereyim sana. Hadi abi, şimdi değil, bugün değil. Böyle değil. Dost olurum sana, arada sırada uğrarsın. Yapma, ne olur yapma

Hayır İbrahim. Git buradan.

Abi bak sana anlatayım mı hayatımı biraz? Vazgeçersin işte o zaman. Abi yapma!

Ayağa kalkmıştın. Terasın alçak duvarı üzerinde duruyordun. Yağmur geceyi daha da yaşanır kılıyordu oysa. Saçların parlıyordu, ölüm bu kadar mı yakışır bir insana diye düşündüm o an için. Sakindin. Ben de sakindim artık. Koşup seni tutmak istiyordu bir tarafım, bir tarafımsa özgür bırakmak. Özgür bıraktım… Kendini boşluğa bıraktığında bir kuş gibi kanat çırpacaksın sandım önce. Gökyüzüne doğru yükselecektin sanki. Bekledim, olmadı. Aşağıya doğru narince süzüldün. Arkandan duvara koştum, aşağı baktım Kaldırımda hareketsiz yatıyordun. Etrafın bir anda insanlarla dolmuştu. Çığlıkları sokağı inletiyordun. Görünür kılmıştı ölümün seni.

Yirmi yedi yaşındayım şimdi. On iki sene ceza aldım. Normalde yirmi dört yıl vereceklermiş. On beş yaşımı doldurmadım diye on iki yıl verdiler. Öldüğün yerdekiler tanıklık etmişler. Çatıdan, arkandan bakarken görmüşler beni. Görünür kılmıştı ölümün beni. Yine de gözümdeki yaşı görmemişler, feryadımı duymamışlar. Polis inanmadı intihar olduğuna, “sen ittin adamı” dediler. Dediler ki; araştırmışlar seni. Normal bir hayatın varmış. İyi bir iş, ev, yeteri kadar para. İntihar etmek için hiçbir sebebin yokmuş. Anlamadılar seni. Onlar da anlamadı. Benimse seni öldürmek için nedenim varmış. Cebindeki para. Oysa cebimden sadece yirmi iki lira on kuruş para çıkmıştı. Almadım ne parasını ne de canını, dedim. Tutukladılar beni. On iki sene boyunca hep aynı şeyi düşündüm. Bembeyaz bir martı gibi süzülüşünü. İşte o zaman anlamıştım martıların da üşüdüğünü ve çocuk da olsam karanlık yanımın hiçbir zaman aklanmayacağını. Tıpkı kargalar gibi.

deri

Yorumlar

(0)

Yorum Yapın